• Life Style
  • 19 Eylül, 2022

Harekete Geçmek İçin Neyi Bekliyorsun?

  • 0
  • 39
  • 0
  • 0

İyi ve kaliteli bir yaşama sahip olmak üzerine düşünüyorum. Programlı, düzenli, mutlu, huzurlu her açıdan refah düzeyi gelişmiş bir hayat.

Çoğumuz bunun içerisine yaşamı yüksek iyilikte yaşayabileceğini düşündüğü birçok kelime daha ekliyordur. Ya da içerisinde geçen kalite kavramı nedeniyle iyi bir yaşamın ekonomik olmayacağını ve ancak yüksek yaşam standartlarıyla iyi bir yaşam sağlanabileceğini düşünüyordur.

Kalitenin tanımına bakıyorum ve herhangi bir şeyin en iyi özelliklerini taşımak olduğunu görüyorum. Tanımda pahalı kelimesi geçmemesine rağmen toplumsal olarak böyle algılıyoruz. Dünya Sağlık Örgütü  ;  Yaşam kalitesini (quality of life) kişilerin yaşadıkları kültür ve değerlerinin bütünü içinde kendi durumlarını algılama biçimi olarak tanımlıyor. Bu düşünceleri Dünya Sağlık Örgütü tanımıyla birleştirince iyi ve kaliteli bir yaşamın pahalı zevklerle ilgisi olmadığını kendimizi nasıl algıladığımız ve en iyiye ulaşma adına gösterdiğimiz çabayla ilgili olduğu görülüyor.

Hayatın her dönemini doyum sağlayarak geçirmek kişisel vizyona dayanıyor.  Bu da günlük hayatımızda yaptığımız şeylerin bize ne kadar hizmet ettiğini farkındalıkla sorgulamamızdan geçiyor. Örneğin sabah erken kalkmak, gün ışırken sessizliği dinlemek, kitap okumak, müzik dinlemek, sağlıklı beslenmek ,yaşamına spor yapmayı eklemek, yeteneklerimiz üzerine aktiviteler gerçekleştirmek ve en önemlisi bunlardan keyif almak.

Bu keyif enerjisiyle sabahları yataktan mutlu kalkmak, gün içerisinde gülümsemeyi, selam vermeye unutmamak o gün yaptıklarımızı gece  ‘ keşke ’  demeden gözden geçirmek.  Bunların çoğunu yapabiliyorsak ve yaptıklarımızdan keyif alabiliyorsak yaşam kalitemizle ilgili bir şeyler çok da kötü gitmiyor demektir.

Bunlar iyi güzel ama benim öz düzenleme konusunda sıkıntım var iş kendime gelince hep erteliyorum diyenler yaşam koçu hizmeti veren uzmanlardan destek alabilir. Açıkçası iyi olmamak için bahanemiz yok ama negatife meyil etmekte bir tercih ve kendimize prim verirsek hepimiz için bahane çok.

Çoğumuz artık gülümsemiyoruz.

Son zamanlarda insanlık olarak yaşadığımız pandemi, sosyal ve  ekonomik sıkıntı sürecinden ziyade düşüncelerim. Oysa biz 15 . yy’dan kollektif bilinçaltımıza seslenen Yunus Emre’nin hoşgörü ve sevgi üzerine deyişleri ve birçok bilgenin, atanın pozitif özdeyişleri ve bilgi birikimi genetiğinde kodlu bir toplumun çocuklarıyız.

Bunu yaşam kaygısı içerisinde unutuyoruz ama bu taraflarımızı tutup içimizden çekip çıkaracak,  kendi elimizden tutacak, bunu kendimize hatırlatacak olan yine kendimiziz.  Önemli olan kendi iç sesimizi daha sık ve daha net duyabilecek duruma kendimizi getirmek. Bu süreci kendimize kendimizle ilgili sorular sorarak hızlandırabiliriz.  Hayattan beklentim ne? Bu beklentiler gerçekten benim ihtiyacım mı? Gerçek ihtiyaçlarımı nasıl anlayabilirim?  Bunun için hangi yöntem, teknik ve nasıl bir kendilik gözlemi bana iyi gelir?  İnsanlar bu durumda neler yapıyorlar? Onların yaptıkları bana ve fikirlerime uyar mı? Yeni gelişmeler neler ve yaşamıma iyi gelir mi? Düşünce ve fikirlerimi en son ne zaman güncellediğimi hissettim?

Gördüğümüz gibi kendimizle işimiz o kadar çok ki eften püften nedenleri ne dert edecek ne de dert edenlere ayıracak zamanımız yok. Bize verilmiş bu yaşam hakkının her gününü, her dakikasını değerlendirmek çok değerli. Bu nedenle bu süreci planlı bir şekilde hayatımıza dahil etmek kişisel vizyonumuzu gösteren baş tacı bir karar olacaktır.

Burada sadece kendini düşünmekten öte bir kişisel vizyondan ‘ kendilik bilincinden ‘ bahsediyorum. Mutlu ve doyumlu insan olmaktan. Çünkü,  aynaya baktığımız zaman gördüğümüz kişiyi gerçekten tanımaktan, gerçek ihtiyaçlarını anlamaktan, onu sevmekten, ona iyi bakmaktan ve onunla iyi geçinmekten başka çaremiz yok.  Yoksa bir yabancıyla yaşamak yaşama karşı olan hevesimizi yerle bir edecektir. Ben sürdürülebilir motivasyonun ve ‘mutlu insan’  formülünün sihirden değil buralardan geçtiğini düşünüyorum.

Ülkemizin bilim adamlarına, doktorlara, mühendislere, yöneticilere, eğitimcilerden ziyade mutlu işadamlarına, mutlu bilim adamlarına, mutlu yöneticilere, mutlu öğretmenlere, mutlu doktorlara, mutlu mühendislere, mutlu ebeveynlere ve onların yetiştirdiği çocuklara  çok ihtiyacı var. Bunu oluşturmak ve geliştirmek önce kendimize sonra yaşadığımız topluma karşı insanlık görevimiz. Hayatı bu şekilde kucaklamanın liyakat gözetilerek verilen yaşam boyu onur ödülü almak ve onu taşımak kadar onurlu olduğunu düşünüyorum.

O zaman öncelikle bizi taşıyan bedenimize sağlığımıza ve sağlıklı yaşam sürmeye önem vermek, sonra anlamlı ve değerli ilişkiler kurarak, kişisel gelişime açık olarak bizi biz yapan ruhumuza alan açmak, bilgi, yetenek gibi kişisel özelliklerimizi hareket geçirmek, hayatı merak duygusuyla yaşamak, hobilerle kendimize yönelik adımlar atmak kaliteli yaşam algısında bize en iyiye doğru yol seçenekleri açabilir.

Bu süreci kendi adımıza kararlı yönetebilirsek gerçek ihtiyaçlarımızı belirleyebilecek ve aldığımız kararların arkasında o denli güçlü durabileceğiz. Yarım bırakılan sporlar, her hafta başlanan iki gün ömrü olmayan diyet programları ve asla yapılamayacak tatiller, gülümsemeyen yüzler yerini hayatımızın kalitesini arttıracak mutlu bir yaşama bırakacaktır.

İşimiz dünden hep daha iyi olmak değil mi? Evet diyenlerle kalan sahalar bizimdir.

Bir Yorum Yazın